EKSEN

Timuçin SENSU

Su Zengini Degiliz I

“Arapların petrolü varsa bizim de suyumuz...” Bu cümle bizim orta öğrenim yılları boyunca övünç kaynağımız olmuştu. Durumun ironik yönü; artık böyle olmadığını, dördüncü sınıf öğrencilerine anlatıyor olmam. Dilerseniz gerçek duruma göz atalım.
Mavi gezegen büyük oranda suyla kaplı. Bu suyun %97’si tuzlu, geriye kalan %3’lük tatlı suyun sadece%0,3’ü yüzey suyu ve daha bitmedi, bu miktarın da sadece %2’si nehir sularını oluşturuyor. Biz ne yapıyoruz? Sanayi, tarım kimyasalları ve evsel atıklar ile bu doğal kaynağımıza katkı(!) sağlıyoruz. Hem de kenarından aktığı her yerleşim, bu görevini eksiksizce yerine getiriyor.
Türkiye'de kişi başına yıllık 1600 metreküp su tüketilmektedir. Su zengini olmayışımızın yanı sıra su varlığının bölgelere dağılımında da eşitsizlikler vardır. Problemler suyun az olmasıyla bitmiyor, var olan su da yanlış kullanılmaktadır. Bunun ispatı ise son 60 yılda 1 milyon 40 bin hektar (Marmara Denizi’nden daha büyük bir alan) sulak alanın kurumasıdır. Akşehir, Suğla, Düden, Güvenç, Bolluk,Tersakan gölleri ile Ereğli, Eşmekaya, Hotamış sazlıkları gibi Filamingo yuvaları kurudu.(1) Tuz gölü ise can çekişiyor. Konya Ovası’nın yeraltı su rezervleri tükenirken havzanın yeraltı su seviyesi her yıl ortalama olarak 1,5 m. alçalmaktadır. Havza, çöle dönüşme tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Tüm bu şartlara karşın su ihtiyacımız artmaya devam etmektedir. İstanbul’da günlük ortalama 2 milyon metreküp su tüketiliyor. Şehir, kişi başına ortalama 159 litre ile Türkiye genelindeki su kullanımının altında kalmaktadır (2). Sebebi uzaklarda değil, metreküp başına 3,47 TL ödüyoruz. Bu maliyet New York’ta 3,22 TL, Tokyo’da 2,99 TL, Roma’da 2 TL, Rio’da 1,36 TL iken, Dubai’de bile 3,29 TL ile bizden daha ucuz (3). Ek olarak New York’ta kişi başına su tüketiminin 607 litre olduğunu belirtelim.
Türkiye’deki kullanılabilir suyun %74’ü tarım faaliyetlerinde tüketilmektedir (4). Çevre ve Orman Bakanlığı’nın raporlarına göre sulanan tarım alanlarının %94’ünde geleneksel tava ve salma sulama yöntemleri kullanılmaktadır. Bu yanlış teknikler ile suyun %40’ının israf edildiği anlamına geliyor. Yapılan araştırmalarda, şeker pancarının 25 dekarlık ekim alanı için, salma sulama yöntemiyle 39 ton su gerekir iken, damla sulamada miktar 18 tona düşmektedir. Türkiye kullanılabilir suyunun %15’ini ise evlerde tüketmekteyiz.İçme suyu şebekelerindeki mevcut olan ortalama %50 su kaybı oranının %20’ye indirilmesiyle, 4,8 milyar ton su kazanmış olacağız. Rakamlar gerçekten çok büyük.
Peki gelecek için ne yapıyoruz? Türkiye’nin 555 büyük barajı var. Bunların bir kısmı aynı zamanda elektrik santrali yani Hes. Ilısu Barajı, Zeugma Antik kentinin bir kısmını su altında bırakmıştır. Altınkaya ve Derbent barajları Kızılırmak’tan taşınan malzemeleri biriktirdiği için Bafra Ovası 20 yılda 793 dekar alanı Karadeniz’in ilerlemesi sonucu kaybetmiştir. Tüm bu olumsuz etkilere rağmen, Hidro Elektrik Santraller (Hes), diğer elektrik santrallerine oranla çok düşük karbon salıyorlar. Elektrik üretmenin atmosfere en az zararlı ve en uzun ömürlü yolu yani. Doğu Karadeniz’de ve Güney Doğu Anadolu’da halen yapımı süren bir çok baraj (Hes) çevreciler(!) tarafından engellenmeye çalışılmaktadır. Nükleer enerjiye de karşı olunduğuna göre, artan enerji ihtiyacımız için gerçekçi çözümler üretmek, gittikçe zorlaşacağa benziyor.
1-Atlas, Sayı: 205 Nisan 2010, Ek: Türkiye Göller Atlası
2-National Geographic Türkiye, Nisan 2010, s.37.
3-A.g.e.- s.124
4-A.g.e.- s.68
5-Prof.Dr.Uluatam, Özhan, Ortadoğu'nun Su Sorunu, Türkiye İş bankası Yay. No:372


http://www.istanbulbilsem.k12.tr