Müverrihin Penceresi

Sefaattin DENIZ

BIR KITAP BIR HATIRA

Kitaplığımdaki her kitabın olmasa da en azından bir kısmının bende özel hatıraları var. Alberto Manguel’in “Okuma Günlüğü” onlardan birisi, belki en özeli.
Önce Onu tanıyalım, kimdir Manguel? 1948 Buenos Aires doğumlu bir Arjantinli. Öğrenciliğinde dört yıl kitap okuduğu Jorge Luis Borges Arjantin Ulusal Kütüphanesinin müdürlüğünden uzaklaştırıldığında henüz doğmamıştı bile. Yaşamını Fransa, İtalya, İngiltere gibi ülkelerde sürdürdü. 1988’den beri Kanada vatandaşı. Borges’e kitap okuduğu günlere ilişkin anılarını anlattığı “Borges’in Evinde” dışında daha birçok kitabı Türkçeye çevrildi.
Üstün Zekalı ve Yetenekli Çocuklarla ilgili düzenlenen bir seminere katılmak için Karadeniz’in incisi, “Çeşm-i Cihan” Amasra’ya gelmiştim. Nereye gidersem gideyim, gittiğim yere okumak için bir şeyler götürmek bende bir tutku halini almıştır. Bu yolculuğumda bana, Per Petterson’un “At Çalmaya Gidiyoruz”u ile “Bir Rönesans Adamı: Doğan Kuban Kitabı” eşlik etmişti, ama aşağıda anlatacağım üzere onlarla hasbıhal imkânım olamayacaktı.
Bir şehri ziyaret ettiğimde gözlerim ilkin kitapçıları arar. Amasra’da rastladığım kitapçıda, küçük bir kasabada rastlayabileceğimden daha fazlası ile karşılaştığımı söyleyebilirim. Ama burada özellikle bir kitapla karşılaştım ki, o tatlı bir hatıra olarak hep anılarda kalacak. Evet, yukarıda bahsettiğim Manguel’in “Okuma Günlüğü”nü almak için niyetlendiğinde, cüzdanımı almadan otelden çıkmış olmam ve kitapçının iki günlüğüne şehir dışına gitmiş olması, talihsizlikler zincirinin ilk halkası… Her şeye rağmen ve gecikmeli de olsa, büyük bir keyifle satın aldığım “Okuma Günlüğü”nü deniz kıyısında, kayaların üzerinde, dalgaların kayaya çarpmasıyla çıkardığı seslerin eşliğinde okumayı hayal etmem, elbette onun gerçekleşeceği anlamına gelmiyordu. Bu güneşli, fakat rüzgârlı ikindi vaktinde ruhum uçsuz bucaksız deniz karşısında dinlenirken, elimdeki kitap, evet elimdeki kitap da dalgaların etkisiyle denizde kıvrıla kıvrıla yüzüyordu. Bir anda kendimi, Karadeniz’in azgın sularına evladını kaptırmış bir baba gibi hissettim. Ne talihsiz kitap mı? Diyorsunuz; yoksa ne talihsiz okur mu? Ama kulun çaresiz çırpınışları ve kitaba olan sonsuz sevgisi, Tanrı katında kabul gördü ve Tanrı âşık ile maşuku oradan geçen herhangi birinin cebinden çıkardığı kefal oltası ile kavuşturdu. Böyle olaylar yalnız masallarda anlatılır sanırdım ama yanılmışım. Denizin suyunu ve yosunun kokusunu bütün zerrelerine kadar çekmiş olan “Okuma Günlüğü”nü bir başka okudum, kitaplığımda bir başka yere koydum. Bana böyle bir anıyı yaşattığı için Tanrıya da sonsuz şükür ettim.


http://www.istanbulbilsem.k12.tr